“Ne Güney Kıbrıs’a yama, ne Türkiye’ye vilayet” mi dediniz? Faize Özdemirciler yazdı

Ne güney Kıbrıs’a yama, ne Türkiye’ye vilayet olmak gibi bir siyasetimiz yoktur” dediğiniz zaman, muhteşem bir şey söylemiş olmuyorsunuz…

İşgal rejiminin ya da statükonun (adına ne derseniz deyin farketmez) devamından yana olanları kızdıracak aykırı bir şey de söylemiş olmuyorsunuz…

Ama bir yandan da bu cümle ile ‘yeni’ bir şey söylemiş oluyorsunuz ki, bu da aslında çok ‘eski’…

Bu cümleyi kurduğunuzda Kıbrıs’ın kuzeyinin Kıbrıs’ın güneyine olan uzaklığını Türkiye ile olan uzaklığına eşitlemiş oluyorsunuz; bununla da kalmıyor, yola Kıbrıs’ı birleştirmek üzere çıktığınızı unutmuş oluyorsunuz; dahası, birleşmenin yamalanmak şeklinde algılanmasına katkı yapmış oluyorsunuz…

Güney Kıbrıs’a yama olmaktan söz ettiğiniz zaman, Kıbrıs’ı coğrafya olarak bile bir bütün olarak görmekten aciz olduğunuzu itiraf etmiş oluyorsunuz…

KKTC ile TC arasındaki ensest ilişkinin giderek şiddeti ve baskıyı daha çok içermeye başladığı aşikar iken, Rumlardan “Kıbrıs Türk tarafının siyasi eşitliğini içlerine sindirdiklerini göstermeleri”ni istemeniz iyidir hoştur da eksiktir; çünkü bu çağrının asıl muhatabı Türkiye’dir…

Oysa siz bunu yok sayarak, çok da gerekli olmadığı halde tüm müzakere sürecinde Türkiye ile yakın diyalog içinde çalıştığınızı bininci kere tekrar ediyorsunuz…

“Türkiye’nin 800 bin km2’ye yakın toprağı vardır. Kıbrıs’ın küçük toprağına ihtiyacı yoktur” dediğiniz zaman ise kusura bakmayınız ama hem coğrafyadan hem tarihten hem siyasetten çakmış oluyorsunuz…

“Eğer Rum tarafının yanlışları öne çıkar ve arzu edilen çözüme ulaşılamazsa, KKTC demokratik, laik, özgür bir toplum olarak yoluna devam etmek zorunda kalacaktır. Çözümün yolunu açamazsak, hayat durmayacak, devam edecektir” dediğiniz zaman çözümsüzlüğün devamından Rumları sorumlu tutarak rahatlamış oluyorsunuz, evet ama aynı zamanda kendinizi de temsil ettiğinizi iddia ettiğiniz toplumu da Türkiye’nin kucağına atmış oluyorsunuz…

“KKTC ile yolumuza devam ederiz” demek, uzun vadede ilhakla sonuçlanacak bir durumun sürmesinden yana tavır almak demektir…

“KKTC ile yolumuza devam ederiz” demek, Türkiye’de RTE ve çetesinin yıktıkları laik cumhuriyetin yerine İslamcı bir rejim getirmeye çalıştıklarını görmeden “İkinci KKTC” saçmalığını terennüm etmeye başlayanların değirmenine su taşımaktır…

Oysa “İkinci KKTC”nin ne olabileceğini anlamak için Türkiye’de yıkılan birinci cumhuriyetin yerine düşünülen ama henüz ilan edilmeyen ikinci cumhuriyete bakmak yeterlidir…

Velhasıl böyle giderse, Türkiye, Kıbrıslıtürk işbirlikçilerin rızasıyla KKTC’yi her anlamda kendine benzetmeye devam edecek ve burada resmen ilhakın ilanına gerek kalmadan ilhakın Allah’ı yaşanacaktır…

Dolayısıyla sizin “Türkiye’nin 81 vilayeti var, 82’nciye ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum ve Mustafa Akıncı’nın da ikinci bir Tayfur Sökmen (Hatay’ın son Cumhurbaşkanı) olma gibi bir düşüncesi de asla yoktur” demeniz bile işe yaramayacaktır, çünkü hala hazırda siz zaten Türkiye tarafından Tayfur Sökmen olarak görülüyorsunuzdur…

(9 Ocak 2016 tarihinde Afrika gazetesinde yayınlanmıştır)

Yorumları (0)
Yorum Yap